8 Mart’ta Kadın Olmanın Mutluluğu
8 Mart’ı ayrı sevdiğimi kutladığımı bilen eşim, taa Ankara’lardan bana süpriz organize etmiş :)
Doğum Günü Sonrası Keyif Sendromu!
…ve bir gün daha eklenirken haneme, yılları temsil eden son rakam kocaman bir gürültüyle yer değiştirdi…
Kendimde en çok sevdiğim özelliklerden biridir, durup dururken en ufak şeyden gülünecek ya da mutlu olacak bir bahane bulabilmek. “Sebep” demekten öte, “bahane” diye nitelendirmemin nedeni içimde gizlenen “çatlaklığı” biraz örtmek aslında.
Doğum günlerimin o aşırı pozitif yüklü elektriğini, oradan oraya koşturmakla geçiştirdim. Kâh Facebook’ta, kâh FriendFeed’te, kâh Twitter’da, kâh uzun zamandır konuşamadıklarımla telefonda eski günleri yâd ettim bugünün kıymetine bir puan daha ekleyerek…
Bu koşturmaca olmasaydı, sokakta gördüğüm insanları çevirip “teyze, amca bugün benim doğum günüm, heyooo” diye çevirme ya da gayet ciddi konuşurken telefonda karşımdaki müşteriye “onu boşverin de, bugün benim doğum günüm yahu!” deme ihtimalim oldukça yüksekti.
1 yıl önce kendime gönderdiğim eposta düştü öğle saatlerinde. Bir yılda, en çok “ben” değişmişim. Daha mutlu, daha huzurlu ve içimdeki “ben”e daha yakın olurvermişim. Biraz daha pişmişim…
Kocaman bir gülümseme, üst üste gelen pastaların tadıyla gece yarısına dek süren şenlikler sonrası tekrar okuduğum doğum günü mesajları… Her biri özel, her biri harika birer dilek. Daha ne isterim ki ben?
Sahi, kaç gün kaldı 27′ye? 364?
Sanal’da Kaybedecek Neyiniz Var?
Geçtiğimiz günlerde Flickr 5 yıllık bir üyesinin yaklaşık 4000 fotoğraf içeren hesabını “kazayla” sildiği ile ilgili bir haber yayınlanmıştı. 5 yıllık birikim ve emek bir anda yok olmuştu.
Klasik bir bu başıma gelse, ne yaparım?’cı düşünce şeklimden ötürü, durup düşündüm. Aslında binlerce fotoğrafım olmasa da , “sanal” emanet ettiğim bi’şeyler vardı. Durmadım ve liste çıkarttım:
Blog Yazılarım:
Nerdeyse 3 yıldır kendi yağında kavrulan birkaç blogun yazarı olarak, listedeki ilk madde blog yazılarım oldu. Harcadığım zamanın ve emeğin yanısıra, en çok yazılardaki anıların ve yazarken hissettiklerimi yitirmekten çekindim.
Google’a emanet ettiklerim:
Uzun zamandır hayatımı kolaylaştıran Google’a, ne kadar çok şey emanet etmişim.
-kişisel ve iş ile ilgili iletişimim
-dokümanlarım
-konuşmalar, bilgiler ve veriler
-takip ettiğim RSS adresleri
-fotoğraflarım
ve Sosyal Ağlar:
FriendFeed, Facebook, Twitter ve belki de instgr.am. Takipçilerimden çok, takip ettiklerimi kaybedersem bir hayli uğraşırım. Yüzyüze görüştüklerim tamam da, tanımadıklarımı yeniden bulmak, eklemek, listelemek oldukça çok zamanımı alacak bir süreç olacaktır ve asla şu andaki tadı vermeyecektir.
Eskiden mottom “kaydet! kaydet! kaydet!” idi. Yenisi ise “kaydet! yedek! kaydet! yedek” oldu. Birisi “PARDON!” demeden, tedbir almak en güzeli olacaktır.
Peki ya sizin sanala emanet ettiğiniz neler var? Ne kaybedebilirsiniz?
Aşk Tesadüfleri Sever!
Pazar günü, BigMedya (Bersay) ve Böcek Yapım davetlisi olarak, Aşk Tesadüfleri Sever filmi seyrettik.
Soğuk İstanbul Keyifli bir kahvaltı sonrası, harika bir film seyrettik. İpek Sorak ve Ömer Faruk Sorak‘tan filmin hikayesini dinledikten sonra, salona geçmeden önce elimize aceleyle tutuşturulan peçetelere bakakaldım :) İçimden “ağlamak için şartlandırıyorlar, cık cık” diye söylendim.
“Var Olmak Tesadüf Değilse, Aşk Tesadüf Olabilir Mi?”
Yıllar geçtikçe, Özgür ve Deniz birbirine teğet, Ankara sokaklarında devam ediyorlar hayatlarına. Ta ki, yıllar sonra bir gün İstanbul’da tanışana kadar…
Filmin kahramanları Özgür (Mehmet Günsür) ve Deniz‘in (Belçim Bilgin) ilk olarak doğumlarında kesişiyor hayatları. Tesadüfen bir iz bırakıyorlar 1 Eylül 1977 sabahına. Bir sonraki kesişme noktasında, gülümseme ile hatırlayacakları bir çocukluk aşkı başlıyor aralarında. Heyhat, fazla zaman geçmeden Deniz ve ailesi ayrılıyorlar Özgür’ün alt sokağından.
Eşimin seyahatleri nedeniyle, uyuz olduğum Ankara’ya biraz kanım ısındı film sayesinde. Harika müzikleri beni daha çok çekti içine, “olamaz mı?” dedim “olabilir”di ya..
Ve final…
Hayır canım gözüme toz kaçmıştı, ondan filmden panda gibi gözlerle çıkışım…
Evet, ben ikna oldum. Aşk tesadüfleri seviyor gerçekten!
Hayatımın tesadüfü eşimin yazısına buradan okuyabilir, 4 Şubat’a gösterime girecek olan filmin fragmanını tutkulu video blogumdan izleyebilirsiniz. Böcek Yapım ve Bigmedia (Bersay)‘a davetleri için teşekkür ederim.
Filmin sonrasında, Boğaz’a karşı kendi hayatımdaki tesadüflere daldım.
Onlar olmasaydı ben, yine ”ben” olur muydum acaba?
Matematik Bizi Kandırıyor Mu?
Gülümseme ile andığımı matematik öğretmenlerimden Hüsamettin Hocam, karmaşık sayıları anlattığı gün unutamadığım şu sözleri söylemişti:
“Yıllardır, kandırılıyorsunuz…
Size çıkarma işlemini anlattıklarında, 2′den 3′ün çıkmayacağını söylediler. ‘Çıkarmayın, bırakın’ dediler. Sonra, bunun mümkün olduğunu öğrendiniz.
Size bölme işlemi anlatıldığında 2′nin 3′e bölünmeyeceğini söylediler. ‘Bölmeyin, bırakın’ dediler.Zaman geçti, bunun mümkün olduğunu öğrendiniz.
Daha sonra negatif sayıların, karekökten kurtulayamacağını söylediler. ‘Kökte kalsın, bırakın’ dediler.
Ben, bugün bunun da mümkün olacağını size göstereceğim.
Evet, çocuklar… Yıllardır kandırılıyorsunuz…
Resmin tamamını bilmeden, ufak bir köşesi üzerinden konuşuyorsunuz.
Hayat da böyle! Resmini tamamını öğrenmeye çalışmazsanız, hep yarıda kalır ulaşabileceğiniz doğrulara, ufuklara asla ulaşamazsınız. Kandırılır, kendinizi kandırırsınız!”
Ya siz ne dersiniz, matematik mi bizi kandırıyor yoksa biz mi kendimizi kandırıyoruz farkında olmadan?
Sırf Keyif İçin Mesela…
Sırf keyif için mesela;
üniversitede matematik okumak,
her yıl farklı bir yabancı dil öğrenmek,
çiğköfte dükkanı açmak,
bütün gün dolaşmak adalarda,
saatlerce kitap okumak,
ya da tango öğrenmek,
ıslak çimenlerde koşmak,
boyamak bir duvarı alelâde,
ya da yürümek sadece,
kod yazmak saatlerce,
İSTERDİM…
“bişiy yaparım ben bunla ki”
Birkaç gündür “bişiy yapçaktım ben yaa?!” diye ortalıklarda gezinirken, sevgili İpek Aral Kişioğlu’nun Martı dergisi için yazdığı 2011′de Birşeyler Yapmak Lazım yazısını okuyunca “dank” etti. 2011′de “bişeyler” yapacaktım.
Aniden kendi kendimi soktuğum o kozmik “gaza gelme” sendromuna çok fazla kapılmadan, birkaç yıldır biriktirdiğim ve “bişiy yaparım ben bunla ki” deyip atmaya veya vermeye kıyamadığım “bişiy”lerden kurtulmaya karar verdim.
Bu “bişiyler” evde yer kaplamanın yanı sıra, sırtımda gittikçe büyüyen birer kambura dönüşmeye başladı. Büyükçe büyüdü ve artık kaçınılmaz oldu. Ajandamın kararlar sayfasının ilk maddesi olmaya hak kazandılar.
“1.Bişiylerden Kurtulma Operasyonu
Amaç: Hayatımda yer işgal eden, bir yıldan uzun süredir kullanılmayan, hayatî önem teşkil etmeyen veya hatırası olmayan “bişiyler”den arınmak ve kurtulmaktır. Sırtımdaki kamburları yok etmek.”
Peki, sizler 2011 karar sayfanıza ne yazdınız? Uygulamaya geçebildiniz mi?
*ps: hanımlar ve beyler lütfen yerinize geçiniz, operasyonumuz çok yakında başlayacaktır…
Halet-i ruhiye
Yeni yazılar epostanıza gelsin
Kategoriler
- Bilgi Kırıntıları (33)
- Bir Site Buldum (14)
- Canavarlarım (7)
- Çok güldüm (2)
- Denedim (2)
- Günce (110)
- Kategorilenmemiş (59)
- Okuduklarım (9)
- Serüvenler (27)
- Sinir oldum (3)
- Teşekkür (5)
- Tozlu Arşiv (124)
- Yazılarım (23)
- Yemek Maceraları (11)
Rastgele Yazılar
- “Kafadan Hiç Çıkmadan, 9 ay 10 gün Su Altındaydın!”
- Klon
- Bugün Bayram
- Uçmak İsteyen Çamaşır Makinesinin Hikayesi
- New York’ta İki Buçuk Minare
- Günce 15022009
- Bir… İki… Üç…
- Bu Yaralar Nasıl Oldu, Bilmek İster Misin?
- Paramarka – Cappy Limonata Çalışması
- Kadınlar Meyhanesi’nde Keyifli Bir Akşam
- 5.Beyoğlu Sahaf Festivali (06-25 Eylül 2011)
- Milyoner – Unutulmayacak Bir Yolculuktan Başarı Dersleri
- Kan Bağışında Bulundum
- Kıl Eden Sorunlara Yeni Çözümler :)
- Flormar’dan Gelen Ciciler





